Pontiac GTO 389 cid. Tri Power (1966)

  • Pontiac GTO 389 cid. Tri Power (1966) - Galeri 1
  • Pontiac GTO 389 cid. Tri Power (1966) - Galeri 2
  • Pontiac GTO 389 cid. Tri Power (1966) - Galeri 3
  • Pontiac GTO 389 cid. Tri Power (1966) - Galeri 4
  • Pontiac GTO 389 cid. Tri Power (1966) - Galeri 5
  • Pontiac GTO 389 cid. Tri Power (1966) - Galeri 6
  • Pontiac GTO 389 cid. Tri Power (1966) - Galeri 7
  • Pontiac GTO 389 cid. Tri Power (1966) - Galeri 8
  • Pontiac GTO 389 cid. Tri Power (1966) - Galeri 9
  • Pontiac GTO 389 cid. Tri Power (1966) - Galeri 10
  • Pontiac GTO 389 cid. Tri Power (1966) - Galeri 11
  • Pontiac GTO 389 cid. Tri Power (1966) - Galeri 12
  • Pontiac GTO 389 cid. Tri Power (1966) - Galeri 13
  • Pontiac GTO 389 cid. Tri Power (1966) - Galeri 14
  • Pontiac GTO 389 cid. Tri Power (1966) - Galeri 15
  • Pontiac GTO 389 cid. Tri Power (1966) - Galeri 16
  • Pontiac GTO 389 cid. Tri Power (1966) - Galeri 17
  • Pontiac GTO 389 cid. Tri Power (1966) - Galeri 18
  • Pontiac GTO 389 cid. Tri Power (1966) - Galeri 19
  • Pontiac GTO 389 cid. Tri Power (1966) - Galeri 20
  • Pontiac GTO 389 cid. Tri Power (1966) - Galeri 21
  • Pontiac GTO 389 cid. Tri Power (1966) - Galeri 22
  • Pontiac GTO 389 cid. Tri Power (1966) - Galeri 23
  • Pontiac GTO 389 cid. Tri Power (1966) - Galeri 24
  • Pontiac GTO 389 cid. Tri Power (1966) - Galeri 25
  • Pontiac GTO 389 cid. Tri Power (1966) - Galeri 26
  • Pontiac GTO 389 cid. Tri Power (1966) - Galeri 27
  • Pontiac GTO 389 cid. Tri Power (1966) - Galeri 28
  • Pontiac GTO 389 cid. Tri Power (1966) - Galeri 29
  • Pontiac GTO 389 cid. Tri Power (1966) - Galeri 30
  • Pontiac GTO 389 cid. Tri Power (1966) - Galeri 31
  • Pontiac GTO 389 cid. Tri Power (1966) - Galeri 32
Teknik Özellikler
-
73.785 adet (1966 2 door Hardtop Coupe)
Motor:
389 cid. ‘Tri Power’ V8 silindir, 16v, 360 [email protected] d/dak, 575 [email protected] d/dak
Performans:
6.5 sn 0-100 km/s hızlanma, 14.6 sn 0-400 metre, 200 km/s Maksimum hız
Şanzıman:
3 ileri otomatik, arkadan çekiş
Boş Ağırlık:
1613 kg

Bu testin Otoloji’de yayınlanması için otomobilini kullanmamıza izin veren Sayın Leon Kalma ve ElKlasik’e (www.elklasik.com) sonsuz teşekkürler...

Bu aslında biraz hüzünlü bir karşılaşma oldu diyebilirim. Nedenini anlamak için Pontiac markasının internet sitesine girip, yazanları okumanız yeterli. İsterseniz zahmet etmeyin, ben size açıklayayım: ‘Even though Pontiac production has ended, its legacy of great vehicles will always be in style’, yani ‘Pontiac üretimi sona ermiş olsa da, muhteşem otomobillerinin mirası her zaman devam edecek.’

Evet yukarıdaki cümleden anladığınız gibi artık otomobil dünyasında Pontiac diye bir marka yok. Amerikan otomotiv endüstrisinin, ekonomik kriz sonrasında kötü giden satışlar ve zor günlerin ardından GM’in, bünyesinde sadece dört marka bırakma stratejisi neticesinde Pontiac, 25 Kasım 2009’da ABD’deki son otomobilini bantlardan çıkardı ve hayata gözlerini yumdu. Ülkemizde pek bilinen bir marka olmadığı için buna çok üzülen olduğunu sanmıyorum ama benim gibi bir Amerikan otomobili fanatiği için bu kabul edilemez bir gerçek, tam kabus gibiydi...

Her ne kadar tarih olmuş bir marka olsa da Pontiac, bir zamanlar Amerika’nın en gözde markalarından biriydi, tarih yazan otomobillere imza attı ve sitede yazan ‘muhteşem otomobiller’ kavramı belki de en iyi GTO modeliyle temsil edildi...

Bu kadar giriş yeter, şimdi biraz da otomobilimize göz atalım. Bir kez daha Levent’teki kapalı garaja giriyoruz. Aslında bugün hangi otomobili kullanacağımızı bilmiyoruz, daha doğrusu karar vermekte zorlanıyoruz: 1957 Chevrolet Bel Air mı, 1955 Ford Thunderbird mü yoksa 1966 Pontiac GTO mu? Bu üçlü arasında kalmamın nedeni hepsinin benim için özel modeller olması: 57 Chevy bence marka tarihindeki en güzel otomobildir, 55 T-Bird ise otomobil tarihindeki en kibar, zarif modellerden biri ve çok az bulunan bir otomobilken, 66 GTO Pontiac’ın en efsanevi otomobilidir.

Aklımda GTO harfleri gidip gelirken ve Leon bey’le hangisini kullacağımız üzerine fikir paylaşımı yaparken, ‘sana GTO’yu tavsiye ediyorum, inanılmaz bir makine’ açıklaması kararsızlığıma bir son veriyor.

‘Üstelik ‘Tri Power’ makine var içinde.’

Kararsızlık mı? Öyle bir şey mi dedim?

Gelsin GTO!

Amerikan otomobilleri tarihine baktığınızda 1964 yılının oldukça ilginç ve hareketli olduğunu göreceksiniz. Ford Mustang Nisan ayında piyasaya çıkarken, aynı sınıfta Plymouth Barracuda Mart ayında satışa sunulmuş, böylece Pony Car kavramı doğmuş, ortalık karışmıştı.

Ne var ki birkaç ay öncesinde, 1963 yılının Ekim ayında, yani 64 model yılında ‘Muscle Car’ tanımı bir otomobil sayesinde ağızlarda dolaşmaya başladı: Pontiac Tempest GTO bu otomobildi. Tempest GTO olarak adlandırılmasının nedeni aslında GTO’nun, kendi başına bir model olmamasıydı. Tarih Ocak 1963’ü gösterdiğinde GM yönetimi, Chevrolet ve Pontiac markalarının artık motor sporu faaliyetlerinde yer almayacaklarını duyurdu. Daha da kötüsü bunu destekleyen modellerde üretilmeyecekti ve hiçbir orta sınıf Pontiac modeli 300 cid’den büyük bir motorlar donatılamayacaktı. Tabii opsiyon olmadığı sürece...

Bu son cümle GTO’nun ortaya çıkışının kilit noktası oldu. Marka imajını kurtarmak için birşeyler yapılması gerekiyordu ve Pontiac baş mühendisi John DeLorean, motor uzmanı Russell Gee ve şasi mühendisi Bill Collins yeni geliştirdikleri ‘hafif gövde- güçlü motor’ kombinasyonunu, bu şartlarda piyasaya çıkarmak için en uygun yolun 295 dolarlık bir opsiyon karşılığında satılmasını uygun gördüler. Tabii Pontiac Genel Müdürü Elliot ‘Pete’ Estes olmasaydı, tutucu GM yönetimi GTO’yu kabul etmezdi.

Böylece Tempest GTO, Ekim 1963’de Pontiac bayilerindeki yerini aldı ve opsiyon olmasına rağmen inanılmaz satış rakamlarına ulaştı: 1964 yılı sonunda bu opsiyon olarak satılan otomobil 32.450 adet satışa ulaşmıştı. GTO, 389 cid motorla (2 barel ve 3x2 barel Tri Power opsiyonlarıyla) satışa sunulmuş, performanslı otomobil kavramına aç olan Amerikan halkı bu kombinasyona bayılmıştı.

1965’te küçük bir makyajdan geçen otomobilde parçalı ızgara korunmuş ancak çift far tasarımı artık üst üste konumlandırılmıştı. Bundan sonra GTO modeli çift sayılı model (1966- 1968- 1970) yıllarında görsel olarak değişecek, tek sayılı model yıllarındaysa mekanik güncellemelere tabi tutulacaktı ve bu yaklaşım bir gelenek olarak GTO modeliyle özdeşleşecekti. 1965’de üretim rakamları 42.902 adet daha arttı ve toplamda 75.352’ye çıktı.

GTO giderek daha da popüler hale geliyordu ve 1966, otomobili en çok sattığı model yılı olmuştu. Üstelik bu başarı, GTO’nun artık Tempest’in bir opsiyonu değil, kendi başına bir model olarak satılmaya başlandığı yılda gerçekleşti.

1966 model yılı için GTO’yu (çift basamaklı model yıl olduğundan dolayı) görsel değişiklikler bekliyordu. Dış tasarımda en büyük değişiklikler çift parçalı ön ızgaranın ortasında yer alan Pontiac ambleminin artık motor kaputu üzerine taşınması, ızgaranın plastikten üretilmiş olması, yeni arka farlar, tavan çizgisi ve logoların pozisyonlarının değiştirilmesi gibi detayları içeriyordu. Ayrıca kabin tamamen elden geçirilmiş, orta konsol daha geniş hale getirilmiş, gösterge paneli büyümüş, kumanda düğmelerinin yerleri değiştirilmiş, koltuk tasarımları yeniden ele alınmış, renk kombinasyonlarına farklı alternatifler getirilmişti.

Görsel olarak değişiklikler olsa da 66, mekanik olarak 65’in tamamen aynısıydı. ‘Tri Power’ motorda yeni silindir kafası kullanıldı ve ortadaki karbüratör büyüyerek, diğerleriyle aynı genişliğe ulaştı. Şubat ayındaysa 389 cid motora Ram Air sistemi eklenerek XS isimli bir donanım oluşturuldu. Bu opsiyonda motorda yeni egzantrik mili ve daha güçlü supap yayları gibi detaylara yer verilmişti.

Giderek hızlı ve lüks bir hale gelen GTO, 1966 yılında 96.946 adet üretildi. Bunların 73.785’i hardtop, 12.798’i convertible ve 10.363 tanesi direkli coupe’ydi. Bu otomobillerin sadece 19.045 tanesi Tri Power motorluydu.

Başka bir deyişle buradaki otomobilden sadece 19.045 adet üretilmiş. Uzunca bir tarihçeden sonra sıra bu otomobil ikonunun direksiyonuna geçmeye geldi...

Bu GTO’yu ilk görüşüm değil. İlk kez bundan yıllar evvel, Feneryolu’nda bir ara sokakta, yaşlı bir çınarın altında terk edilmiş bir GTO görmüştüm. Terk edilmişti çünkü camları kırık, lastikleri patlak, boyası paslıydı, gövdesiyse çınar ağacının sakinleri tarafından ‘umumi tuvalet’ olarak kullanılmıştı.

’67 model olan o otomobilin etrafında epey vakit geçirmiş, sahibini bulmayı kafama koymuştum. Gece saatleri olduğu için çok şansım yoktu ama civardaki evlerin kapılarını çalarak sahibini soruşturmuştum. Kimisi ‘onu kullanmıyor, bayağıdır burada’ derken, sadece bir kişi ‘onu geçen hafta getirdi, sanırım orada bırakacak’ demişti.

Bunun üzerine otomobilin üzerine bir not yazarak, adımı ve numaramı bırakmış, mutlaka beni aramasını söylemiştim. Onu istiyordum ve o gece rüyamda GTO’yu görmüştüm. Sanal hayatımda onu kullanıyor, tertemiz boyatıyor (siyah renkli çok güzel bir otomobildi), parlak kromajlarının üzerinden yansıyan güneş ışığından dolayı güneş gözlüğü takmak zorunda kalıyordum. O zamanlar küçüktüm tabii, 14- 15 yaşındaydım. Bu gibi rüyalar görmem normaldi.

Ertesi gün GTO’yu görmeye gittiğimde çok şaşırmıştım çünkü çınarın altı boştu; GTO gitmişti! Büyük hayal kırıklığı ve çöküş yaşadığımı tahmin etmişsinizdir. Hayallerim yerle bir olmuş, rüyalarım imkansız bir fantaziye dönmüştü bir anda. Çınar sessizliğini korurken, sakinleri başka otomobillerin boyasını doldurmaya başlamışlardı bile...O gün bu gündür GTO’ya taparım. Belki o kadar esrarengiz bir şekilde ortadan kaybolmasından, belki de muhteşem tarihinden... Bilmiyorum, tek bildiğim şey şu an karşımda duran GTO’nun açık kahverengi olduğu ve üzerinde ‘Tri Power’ V8 motor olduğu. Ve ben onu kullanacağım. GTO’yu. O çınar sakininin aynısını. Yani rüyamdaki otomobilin aynısını. Bu bir rüya mı?

Elimi kapıya atıyorum ve hayır rüya değil. GTO’nun içindeyim.

Burası çok güzel kokuyor. Klasik otomobillerin kendilerine özgü kokuları vardır ve GTO’nun ki de gerçekten çok güzel. Tarihsel kokuyor; gurur ve zafer aklınıza getiren ciddi bir koku bu.

Pontiac GTO gerçekten de büyük bir otomobil. Öyle Mustang ve Corvette gibi değil, farklı bir büyüklük bu. Aradaki Pony Car, Muscle Car farkı bu büyüklüğün nedeni. Önünüzde kocaman bir motor kaputu, kaputun üzerinde hava giriş çıkıntıları, arkadaysa upuzun bir bagaj bölmesi sizi bekliyor.

Gerçek ahşap kaplamalar, önde ‘bucket’ koltuklar, klima gibi donanımlar GTO’nun lüks özelliklerini gösteriyor. Burası oldukça geniş ve konforlu görünen bir kabin. Arka taraf hacim olarak biraz daha dar ama yine de büyük bir sorun teşkil etmiyor.

Ayakla devreye giren el freninin altında, tabanda bir düğme göze çarpıyor. İlk önce bunun ne işe yaradığını anlamıyorum ama sonraki keşiflerim, bu düğmenin uzun farları yakmaya yaradığını gösteriyor. Keyifli ve kullanışlı bir detay. Havalandırma ızgaralarının metalden yapılmış olması da sıradışı bir özellik olarak göze çarpıyor.

Motoru çalıştırdığımda GTO’nun sesi derin derin etrafta duyulmaya başlıyor. Bu, tıpkı Corvette’ki gibi aklıbaşında bir ses. Sadece Vette’den daha bas ve hacimli duyuluyor. Gayet düzgün bir rölantisi var ve gaz verdiğinizde istekli şekilde devirlenirken, sesini artırıyor.

Direksiyon her Amerikan otomobilinde olduğu gibi geniş ve çok turlu ama kullanımı kolay ve hafif. Otomobili yönlendirmeyi kolaylaştırıyor ama tur sayısının 4 olması, dönüşlerde otomobili düzeltmeyi biraz zorlaştırıyor. Direksiyon düzeldi gibi hissettiğiniz anlarda bir tur daha çevirmeniz gerekiyor. Buna alışmalısınız.

Şanzımanı D’ye taktığımda hafifçe ileri atılıyor GTO. Ben de freni bırakıp, serbest bırakıyorum onu. Gayet hafif ve yumuşak şekilde yola koyuluyoruz. GTO, bir Amerikan otomobilinden beklemediğim şekilde kaliteli ve rafine bir sürüş karakteri sergiliyor. Süspansiyonlar yumuşak ayarlı ve yolda adeta akarcasına ilerliyoruz. Derin görünen çukurlar, yüksek görünen tümsekler GTO için çocuk oyuncağı, sadece üzerinden geçiyorsunuz, o kadar. Sallanma, etkilenme, izinden sapma gibi şeyler burada söz konusu değil. Yumuşak ve kaliteli, kesinlikle GTO’nun sürüşünü tanımlayacak 2 kelime.

Bu anlamda tam bir GT otomobili özelliği gösteriyor Pontiac. Tabii ismi bilerek GTO seçilmiş bir otomobilden başka bir şey beklenmezdi değil mi? Yol tutuşsa bu yumuşaklığın yanında fena sayılmaz. Lastikler ince olduğu için muazzam bir tutuş sunmuyorlar ve önden kayma biraz fazla hissediliyor. Biraz gaz verip bu durumun önüne, hemen her yerde boşa dönmek isteyen arka lastiklerin isteğini yerine getirerek geçebiliyorsunuz.

Gaz tepkisi gayet iyi, hatta şaşırtıcı derecede iyi. Pedal biraz sert ve hareketi oldukça uzun ama bastığını her milimetre motora iletiliyor ve GTO muazzam bir güç kullanımı sunuyor. Bu sonsuz gibi görünen pedal hareketinin sonlarına doğru inme cesareti gösterdiğinizde normalde iki karbüratörlü şekilde yol alan motorun, tüm ciğerlerini açtığını ve üçüncü karbüratörü de devreye sokarak, performans anlamında bambaşka bir seviyeye geldiğini görüyorsunuz. Üçüncü karbüratörden sonra GTO’nun GT karakteri kayboluyor ve yerine tam bir yarış otomobili geliyor. Üstelik bu geçiş fazlasıyla hızlı gerçekleşiyor. Eğer bu etkiyi beklemiyorsanız şaşırıp kalıyor ve hayranlık duymaya başlıyorsunuz. Performansla beraber motor sesi de değişiyor. Giderek artması bir yana, sarsıntılı ve güçlü bir hal aldığı gibi daha hacimli de duyuluyor. Bu öfkeli, kendini kanıtlamak isteyen bir ses; kendinden geçercesine haykırmıyor, sadece bağırıyor.

Sadece 3600 d/dak’da üretilen 575 Nm’lik ‘mantıksız’ tork değeri, neden üç ileri şanzıman tercih edildiğini gösteriyor. Bu otomobilde vites değiştirmenize gerek yok. Her yere ikinci viteste gidebilir, ister 130 km/s’ye kadar çıkabilir, ister düşük devirde gezinebilirsiniz. GTO’da tüm ihtiyacınız olan şey aslında ikinci vites.

Gün sonuna doğru yaklaşıyoruz. GTO hepimiz etkilemeyi bildi, özellikle de sadece onu görmek için kalkıp çekimlerimize katılan, Cumartesi gününü GTO’ya ayıran, gençliğinde onu yakından takip eden babamı...

Artık gün battı ve onu yerine götürme vakti geldi ne yazık ki...

GTO’dan indiğimde arkamı dönüyorum ve bir bakış daha atıyorum ona. Üst üste duran farları ve vinil tavanıyla bir otomobil tarihini kullandım bugün.

Zamanında birçok şeyi değiştirmiş, bir çığır açmış, peşinden kitleleri sürüklemiş bir otomobil GTO. Tarih yazmış, Amerikan otomotiv endüstrisine yön vermiş bir ikon da diyebiliriz.

Bu tarih parçasını üreten markanın, tıpkı GTO gibi tarihe karışması kadar acı bir şey olamaz. Pontiac kimin kararıyla hayatına son vermiş bilemiyorum ama bu herhalde kolay olmamıştır diye düşünüyorum...

Şimdilerde ortalarda dolaşan birçok retro tasarımlı Muscle Car varken, GTO’nun böyle bir modern versiyonu olsaydı nasıl olurdu diye düşünmeden edemiyorsunuz.

Bana kalırsa Pontiac gibi markalar, sadece tarihlerinden dolayı bile hayatta kalmayı hak ediyorlar. Pontiac, GTO ile tarih yazmıştı, bu yüzden sadece tarih sayfalarında yazılı olan bir marka olmayı kesinlikle hak etmiyor...

GTO’yu hayata geçiren herkese teşekkür ederken, GM yönetimine ve bu kararı verenlere yazıklar olsun diyorum... Kendi tarihinize de mi saygınız yok?

Yazıyı değerlendir

Yorumlar

  • 2012-03-21 00:00:00 Mustafa

    Bayılıyorum şu arabaya. Efsane ancak buna denir. Bize sunduğunuz için teşekkürler

  • 2012-03-26 00:00:00 Ayrton Senna

    Her klasik otomobil incelemenizi takip ediyorum, fakat bu gerçek anlamda destansı bir anlatım olmuş.Hem canavardan hem ona olan tutkunuzla aktarmaya çalıştığınız bilgilerden çok etkilendim. Duygulandım,çok iyiydi.. tebrikler

  • 2012-03-30 00:00:00 Berk Sarıoğlu

    Biz teşekkür ederiz, vakit ayırdığınız için. Klasik otomobiller bambaşka bir dünya. Onlar çok farklı, onları anlamak gerek diye düşünüyorum. Şimdilik anlayabiliyorum onları galiba, bunu aktarmaya çalışıyorum sizlere de. Beğendiğinize çok sevindim, ilerleyen zamanlarda çok farklı otomobiller de sizlerle olacak..

  • 2012-09-26 00:00:00 Tayfun Akgün

    Ellerinize sağlık, çok güzel bir yazı olmuş, resmen GTO kullanasım geldi. Teşekkürler.

  • 2012-10-03 00:00:00 Berk Sarıoğlu

    Tayfun bey çok teşekkürler, elimizden geldiğince GTO'nun önemini vurgulamaya çalıştık. Beğendiğinize çok sevindim, asıl ben teşekkür ederim vakit ayırıp okuduğunuz için...




Facebook