Lotus Esprit S4 (1995)

Teknik Özellikler
40.000- 50.000 $
628 adet (1992- 1996 arası)
Motor:
1998 cc, 4 silindir turbo, 16v, 264 [email protected] d/dak, 354 [email protected] d/dak
Performans:
5.0 sn 0-100 km/s hızlanma, 13.3 sn 0-400 metre hızlanma, 265 km/s maksimum hız
Şanzıman:
5 ileri manuel, arkadan çekiş
Boş Ağırlık:
1320 kg

Yazı: Alper İlbeyli

O bir Bond otomobili, o bir oyun yıldızı, o bir efsane... Esprit S4 ile Lotus felsefesini anlamaya çalışıyoruz

Çocukluğumuzda hepimizin uçuk hayalleri vardır. Kimimiz Ninja Kaplumbağalar’a beşinci eleman, kimimiz Batman, kimimiz ileride Barbie bebek, kimimiz ise uzaylılarla dost olmayı hayal eder. Ben ise evimize yeni katılan Commodore 64’te oynadığım ilk yarış oyunu Lotus Esprit Turbo Challenge’daki, Esprit’e sahip olmayı gözüme kestirmiştim.

Bu, 1993’te satış fiyatı 120.000 dolar olduğu için, o sıralar Ninja Kaplumbağalar’a beşinci eleman olmaktan daha zor gözüken bir hayaldi. Tabi 1993’ten beri çok şey değişti; Esprit 2004’te bantlara veda etti, oduncu gömlekler çöpe atıldı, yüksek belli pantolonlar giyilmemek üzere bir yerlere kaldırıldı, Turgut Özal öldü, Ace of Base’in kasetlerini nereye koyduğunu hatırlayan kimse yok ve Ozan Orhon ile Tayfun bir daha popüler olamadı.

Zaman geçmiş, dünya değişmiş fakat benim hayalim ilk günkü tazeliğini hep korumuştu. Bu inanılmaz gizemli ve çekici objeye sahip olmalıydım ve oldum da.

Şanslıyım ki kısıtlı bir zamanda test sürüşünü ve çekimleri yetiştirip, otomobili teslim etmek zorunda kalmayacağım. 90’ların bu hayal otomobilini rahat rahat inceleyebiliriz.

Benim Esprit’le olan hikayem 90’larda başlasa da, aslında otomobilin kökleri çok daha eskiye uzanıyor. İlk olarak uzatılmış Lotus Europa şasesi üzerine inşa edilen otomobil, bir konsept halinde, 1972 Torino Fuarı’nda tanıtıldı ve Giorgetto Giugiaro tarafından tasarlandı. Otomobilin adının aslında ‘Kiwi’ olması düşünülüyordu ama altyapısının geliştirilmesi, konseptteki düzeltmeler ve Lotus’un “E” harfli model adı geleneği dahilinde (eski İngilizce’de Spirit yani “Ruh” anlamındaki) Esprit adını aldı ve 1975 yılında Paris Otomobil Fuarı’nda görücüye çıktı. Esprit’in seri üretimi 1976 yılında başladı ve otomobil model gamında Europa’nın yerini aldı.

Lotus bu hamlesiyle önündeki otuz yılda ana yapısını bozmadan evrimleşen, otomobil tarihine geçecek bir efsaneyi üretime geçirmiş oldu, tabii bunun henüz farkında değildiler.  

S1 (1976- ’78)

1976’daki ilk jenerasyon Esprit S1, Colin Chapman’ın hafiflik konusundaki felsefesine paralel olarak 1000 kilogramın altındaydı. Zamanındaki rakipleri sayılabilecek Ferrari 308’in 1300 ve Porsche 911’in 1120 kilogramlık ağırlıklarını hesaba katarsak, otomobilin hafifliğini daha iyi anlayabiliriz.

S1, Lotus’un geliştirdiği 907 kodlu, 4 silindirli 2.0 litrelik motora sahipti ve Avrupa versiyonları 160 beygirlik (ABD versiyonu 140 bg) güce sahipti. Bu özellikler otomobili 0’dan 100 kilometreye yaklaşık 7.5 saniyede ulaştırırken, 220 kilometrelik maksimum sürate çıkmasını sağlıyordu. Tüm Lotus’larda olduğu gibi ilk Esprit’te de birçok parça maliyeti düşürmek için diğer firmalardan tedarik ediliyordu; mesela 5 ileri, transaxle yerleşimli manuel şanzıman Maserati Merak’ta da kullanılan Citroen SM ünitesiyken, arka stoplar Fiat X1/9’dan alınmıştı. 1977 yılında “Spy Who Loved Me” filminde Bond’un kullandığı beyaz Esprit S1, bu sayede ününe ün katmış, günümüzdeki efsanesinin temellerini atmıştı.

S2 (1978- ’80)

1978 yılında Esprit ufak değişiklikler geçirdi ve ikinci jenerasyon olan S2 piyasaya sürüldü. Belirgin yenilikler; 5 kollu jantın yerine gelen 4 kollu jant, arka stopların Fiat yerine Rover SD1’den alınması ve ortaya konumlandırılmış motoru soğutmak üzere C sütunu köşelerine yerleştirilmiş hava girişleriydi. Bunun dışında akü yakıt deposunun sağ tarafından arka bölüme alınmış ve göstergelerde Veglia yerine Smith markası kullanılmaya başlanmıştı.

Formula1’de kazanılan başarıların ve sponsor John Player’ın anısına siyah ve altın renklerindeki limitli sayıda John Player Special (JPS) satışa çıktı. 1980’de 2.0 litrelik motor yine Lotus tarafından geliştirilen 2.2 litrelik 912 kodlu motorla değiştirildi. Bu motorun gücü aynı olsa da torku 190’dan 217 Nm’ye yükselmişti. S2.2 olarak adlandırılan bu versiyonun bir diğer önemli özelliğiyse galvaniz gövdenin kullanıldığı ilk Esprit modeli olmasıydı.

Yine aynı yılda ilk turbo beslemeli Esprit olan ve renkleriyle Formula1 takımının sponsoru olan Essex Petroleum’a gönderme yapan, 215 beygirlik Essex Turbo satışa sunuldu. Essex Turbo, 1981 yılında yine bir Bond filmi olan “For Your Eyes Only” de görücüye çıktı.

S3 (1980- ’87) ve dördüncü jenerasyon

1980’de üçüncü versiyon S3 aramıza katıldı. Gövde rengi tamponlar, iç mekandaki değişiklikler ve 15 inç BBS jantlarıyla son Giugiaro imzalı Esprit, 5 yıl boyunca piyasada kaldı ve 1986 yılında bantlara veda ederek 1987’de yerini (daha sonrasında McLaren F1’i tasarlayacak olan) Peter Stevens tarafından yeniden tasarlanan Esprit’e bıraktı.

Giugiaro, yeni otomobili beğendiğini söylese de, eleştirisi kendisinin yaptığı orijinal Esprit’e çok benzemesiydi. Lotus bu otomobilde VARI (reçinenin vakum yoluyla enjekte edilmesini sağlayan) sistemini kullanmaya başladı. El üretimi gövdelere göre daha avantajlı olan bu sistemde aynı zamanda kevlar ile güçlendirilme sağlanmıştı ve otomobilin rijitliği %22 oranında arttırılmıştı.

Citroen şanzımanı, yerine Renault şanzımanına bırakırken, karbüratör yerine Bosch K-Jetronic enjeksiyon sistemine geçiş yapıldı. Yine maliyet düşürmek için arka farlar Toyota AE86’dan, dikiz aynaları da Citroen CX’ten alınmıştı.

1987’deki otomobil 215 beygirlik Lotus 910 motorunu kullanmaya devam etti ancak 1989’da GM ortaklığıyla yeni elektronik enjeksiyon ve ek olarak havayı soğutmak için su takviyesi kullanan ve Lotus’un “Chargecooler” olarak adlandırdığı sistem ile Lotus 910S olarak anılan 265 beygirlik motor kullanılmaya başlandı. Bu yeni sistemlerden dolayı 1989’daki otomobil Esprit SE, yani Special Equipment olarak adlandırıldı.

Esprit SE de ataları gibi film yıldızı olma yolunda ilerledi. ‘Temel İçgüdü’, ‘Genç Ajan’ gibi birçok film ve dizide yer alan otomobilin en ön planda olduğu film ise hiç kuşkusuz ki ‘Pretty Woman’dı. Film için teklif götürülen Porsche ve Ferrari’nin, müşterilerini fahişelerle ilişkilendirmemek için bu projeyi reddetmeleri Lotus’a şans doğurdu. Muhtemelen Porsche ve Ferrari pazarlamacıları, senaryoyu düzgün okusalar bu şansı kaçırmazlardı ancak Lotus, 1989 model gri bir Esprit’in göründüğü bu film ile 1990 ve 1991’de Amerika’daki satışlarını ikiye katladı.

S4 (1993- ’96)

Dördüncü jenerasyon, 1993 yılında Julian Thompson tarafından tekrar yorumlandı ve ortaya Esprit S4 olarak adlandırılan, bu otomobile geldi. Yani konuğumuza ya da geçtiğimiz yıl satın aldığım bu bordo renkli otomobile...

S4 birtakım görsel değişikliklerin yanında, ki küçük arka spoyler bunların en göze çarpanıydı, hidrolik direksiyona da sahipti. 2.2 litrelik motor 265 bg üretmeye devam ediyordu ancak S4’ler İtalya, Yunanistan ve Portekiz gibi pazarlara 2.0 lt’lik motorlarla ithal edilmişti. Bu motor da güç olarak aynı 265 bg üretiyordu ve ülkemize getirilen S4’ler, 2.0 lt’lik 920 kodlu motorlarla getirildiler. Dolayısıyla testimize katılan otomobilde bu 2.0 lt’lik ünite bulunuyordu.

S4 ve S4s sadece üç yıl gibi kısa bir süre üretimde kaldıktan sonra yerlerini 1996’da GT3 ve V8 modellerine bıraktı.

S4 o kadar alçak ki, binmek için özel gerdirme antrenmanı yapmanız gerek! 

Önümde rüya bir otomobil duruyor... Kapıyı açtığınızda, içine binmek ve sürüşe başlamak için sabırsızlanıyorsunuz. Söz konusu bir Porsche veya bir Amerikan olsaydı bu işi fazla zorlanmadan becerebilecektiniz ancak bu bir Lotus. Sizi kolayca kabul eden, karakteri herkese uyum gösterebilen ve her zaman karşılaşabileceğiniz bir otomobil değil. Eskilerin tabiriyle, ‘çekecek ile girip tirbüşon’ ile çıkabiliyorsunuz.

Yerleşme seramonisini aşıp, nihayet sürücü koltuğuna oturduğunuzda, bu kadar nadir bulunan bir otomobilde kendinizi özel hissetmeye başlıyorsunuz. Önünüzde geniş, büyük ve ahşapla kaplı bir sürücü konsolu bulunuyor; asimetrik tasarlanan yolcu tarafı ise konsoldan yoksun olarak direkt yola bakıyor. Direksiyon ayarlanamadığı ve koltuk en fazla iç mekanın izin verdiği kadar arkaya çekilebildiği için boyu 1.90 ve üzerindekiler için kötü bir haber verebiliriz; bu otomobil size göre yapılmamış. Ama benim gibi 1.80 boyundaki birinin hissettiği şey ise, bir terzinin sanki tam üstünüze göre diktiği kıyafeti giymek şeklinde olacak.

Citroen CX’ten alınmış elektrikli dikiz aynaları ayarladıktan ve Opel’den alınan tuşlar ile camınızı hafif araladıktan sonra otomobili çalıştırmaya hazırım. Kontağı çevirdiğinizde güçlü bir ateşleme sesi duyuyorsunuz ve arkanızdaki 2.0 litrelik turbo motor hırıltılı şekilde harekete geçiyor. Otomobilin görünüşü itibariyle ses olarak da tatmin olmaya almaya hazırım fakat bu turbo beslemeli, dört silindir bir motor ve çalıştığında ne yazık ki bir Ferrari, Porsche veya Lamborghini tarzında bir ses almanız mümkün olmuyor.

Bu hayal kırıklığını geride bırakırsak, muhteşem bir sürüş pozisyonu ve yarış otomobili stilindeki ergonomisi ile baş başa kalıyoruz, ki belki de yaşıtındaki süpersporlar ile kıyaslarsak, aralarında sürüş pozisyonu ve viraj kabiliyetiyle en ön plana çıkanı Lotus olabilir.

Garajdan yola doğru çıktığınızda meraklı bakışlar üstünüze toplanıyor ancak bunun farkında olmuyorsunuz, zira büyük sürücü konsolu sizi direkt olarak sürüşe odaklıyor ve başka bir şey ile ilgilenmenize izin vermiyor. Vites ve basit orta konsol hemen elinizin altında, size her zaman hizmet etmeye hazırlar. Pedallar birbirine çok yakın ve sol tarafta ayağınızı dinlendirmek için bir alan bulunmuyor; bu yüzden ya ayağınızı kırıp dinlendirebiliyorsunuz veya pedalın üstünde kalmak zorundasınız. Bundan ötürü debriyaj pedalı, kazara üstüne baskı uygulayıp debriyajı bitirmesin diye oldukça sert bir ayara sahip. Sert otomobilleri sevdiğim için bence bir sorun yok fakat trafiğe denk gelirseniz sol bacağınızın kasılmaya başlayacağını garanti edebilirim.

Eski turbo otomobillerinin ortak sorunu olan “turbo lag” Esprit’te de yakamızı bırakmıyor. S4, 3000 d/dak’ya kadar bir Vectra edasıyla yol alıyor ancak bu devirden sonra karşınıza bambaşka bir otomobil çıkıyor. Turbo devreye girdikten sonra dikkatli olmanız gerek çünkü Esprit arkadan kopmaya meyilli ve hatalarınızı kolayca affetmeyecek izlenimini veriyor. Yine de ona alıştıkça tepkilerini daha iyi anlamaya ve ona adapte olmaya başlıyorsunuz. Özellikle ülkemizin yollarının kalitesiz asfaltında üçüncü viteste 120 km/s hızla bile viraj çıkışında gaza fazla yüklendiğinizde arka kısmın hafiften kaydığını hissediyorsunuz ve ufak bir kontra ile durumu toparlıyorsunuz.

S4’te 2.2 lt’lik motor bulunuyor ama Türkiye’ye 2.0 lt'lik olarak ithal edilmişler

İlk üç viteste oldukça istekli olan Esprit’in hızlanma değerleri günümüz için bile heyecan verici. Gövdenin fiberglas, otomobilin el yapımı ve ortadan tek şase olması nedeniyle hızı daha yoğun bir şekilde hissediyorsunuz.

5 ileri Renault şanzıman sorunsuz çalışıyor ancak vites aralıkları uzun ve performanslı kullanım sırasında eğer vitesi erken değiştirirseniz otomobil bir sonraki viteste devirden yoksun kalabiliyor, bu da turbonun devreden çıkması anlamıan geliyor. Ön ve arkada konumlandırılmış Brembo disk frenler Anti-Lock ile desteklenmiş (ABS’nin ilkel versiyonu). Bu sistem ABS’ye oranla oldukça kötü çalışıyor ve devreye girdiğinde durma mesafesini oldukça uzatıyor. Frenler sert ancak hissiyattan yoksun ve güven vermiyor, sanırım otomobilin en zayıf noktası...

Günün sonunda karşımızda 1976’dan 2004’e kadar toplam 10.675 adet üretilen (ayrıca 1995’te üretilen 46 adet Esprit S4’ten birisi olan) çok nadir bir otomobil ile karşı karşıyayız ve sadece bu bile onun ne kadar özel olduğunu gösteriyor.

Lotus Esprit S4 döneminin süpersporları arasında en az üretimi yapılanı olmasına rağmen, ülkemiz koşullarında satın alınabilir bir otomobil. Fiyatları Porsche Boxster civarında ancak biraz uğraştırdığını da söylemem gerek. Rüya bir otomobil için oldukça uygun bir tutar ve yürütmesi de rakiplerine kıyasla daha ucuz kalıyor.

Frenlerin biraz güçsüz ve hissiz olmasını bir kenara bırakırsak (ki frenleri modifiye de edebilirsiniz) S4, olağanüstü keyifli sürüşü ve mükemmel sürüş pozisyonuyla inanılmaz tatmin edici bir otomobil.

Otuz yıllık üretim süresi boyunca tasarımında çok az değişikliğe uğrayan bu kült otomobil, günümüz elektroniğinden sıkılmış, saf sürüş hayranları için biçilmiş kaftan...  

Ona sahip olduğum için çok ama çok şanslıyım...

“Frenlerin biraz güçsüz ve hissiz olmasını bir kenara bırakırsak S4, olağanüstü keyifli sürüşü ve mükemmel sürüş pozisyonuyla inanılmaz tatmin edici bir otomobil”