Ford Focus RS (2009)

  • Ford Focus RS (2009) - 1
  • Ford Focus RS (2009) - 2
  • Ford Focus RS (2009) - 3
  • Ford Focus RS (2009) - 4
  • Ford Focus RS (2009) - 5
  • Ford Focus RS (2009) - 6
  • Ford Focus RS (2009) - 7
  • Ford Focus RS (2009) - 8
  • Ford Focus RS (2009) - 9
  • Ford Focus RS (2009) - 10
  • Ford Focus RS (2009) - 11
  • Ford Focus RS (2009) - 12
  • Ford Focus RS (2009) - 13
  • Ford Focus RS (2009) - 14
  • Ford Focus RS (2009) - 15
  • Ford Focus RS (2009) - 16
  • Ford Focus RS (2009) - 17
  • Ford Focus RS (2009) - 18
  • Ford Focus RS (2009) - 19
  • Ford Focus RS (2009) - 20
  • Ford Focus RS (2009) - 21
  • Ford Focus RS (2009) - 22
  • Ford Focus RS (2009) - 23
  • Ford Focus RS (2009) - 24
  • Ford Focus RS (2009) - 25
Teknik Özellikler Detaylı teknik özellikler
100.000 TL civarı
Motor:
2522 cc, Duratec, 5 silindir, turbo, 305 bg 6500 d/dak, 440 Nm 2300- 4500 d/dak
Performans:
263 km/s Maksimum hız, 5.9 sn 0-100 km/s hızlanma, 25.4 sn 0-1000 metre
Şanzıman:
6 ileri manuel, önden çekiş
Ortalama tüketim:
9.4 lt/100 km, 225 g/km CO2
Boş Ağırlık:
1467 kg
Güç/ağırlık oranı:
Ton başına 208 bg
Boyutlar U/G/Y:
4402/1842/1484 mm
Değerlendirme:

Anahtarsız çalıştırma sisteminin düğmesine bastığımda hafif bir homurtuyla hayata geçiyor 2.5 litrelik turbo motor. Team RS, ilk olarak Focus ST’de kullandıkları bu motor üzerinde oldukça fazla değişiklik yapmış: ST’de 225 bg üreten bu güç ünitesi RS’e adapte edilirken elden geçirilen silindir kafaları, pistonlar, egzantrik mili, daha büyük Borg Warner turbo ve iki katı turbo basıncı (RS’in turbosu 1.4 bar basınçla çalışırken bu oran ST’de sadece 0.7 bar) gibi değişikliklere tabii tutulmuş. Sonuç mu? 305 bg güç ve 440 Nm tork! Hem de önden çekişte! Bakalım nasıl bir birliktelik sunuyor bu kombinasyon?

Eh tabii böylesine bir otomobilde yola çıktığınızda ilk yapmak istediğiniz şey gazı dibine kadar basıp nasıl bir şeyle karşılaşacağınıza bakmak oluyor. Ben de çok dayanamıyorum ve gaz pedalını tabana yapıştırıyorum.

Şunu söylemeliyim Focus RS’in hızlanması karşısında hissettiklerimi daha önce çok az otomobilde hissetmiştim. Hayır, tabii çok daha hızlı otomobiller kullandım bundan bahsetmiyorum, his ve korkutuculuktan söz ediyorum. Evet, RS çok agresif, çok sinirli, çok hızlı ve çok korkutucu bir karaktere sahip. Korkutucu çünkü böyle bir gücün sadece ön lastiklerde olmasını beklemiyorsunuz. Impreza STI da hemen hemen aynı güçte ama onda gaza oturduğunuzda dört tekerlekten çekişin avantajını hissediyorsunuz. Kısacası, gaza basıyorsunuz ve STI kayıpsız, sorunsuz bir şekilde hızlanıyor. Buradaysa sıradışı bir gücün ön taraftan sizi, hiçbirşeyi umursamaz bir şekilde kendine çektiğini hissediyorsunuz. Sanki karşı konulmaz bu güç sürekli çekmeye devam edecek ve siz de bununla baş etmek zorunda kalacaksınız. Bunu daha çok mıknatısla çekilen ve buna karşı koyamayan bir kütle gibi düşünün.

Team RS’in geliştirmiş olduğu RevoKnuckle (sağda) süspansiyon sistemi (burada uzun uzun teknik detaylarına yer vermeyeceğim ama kısaca ‘king pin açıklığı’ olarak bilinen ve direksiyon miliyle, lastiklerin orta noktası arasındaki mesafenin mümkün olduğunca azalmasına yarayan ve böylece direksiyonda oluşan ‘torque steer’i minimuma indiren bir süspansiyon sistemi olarak tanımlanabilir) etkili olsa da tam olarak direksiyonun aşırı torktan dolayı sağa- sola hareket etmesinin önüne geçemiyor. Öyle ki ilk kalkıştan sonra bile fazla güçten dolayı kendinizi sanki bir arkadan çekişli otomobil kullanıyor gibi, kontra verme tarzında direksiyon hareketleri yaparken görüyorsunuz. Bu aşırı hızlı bir şekilde aşağı doğru inen hız göstergesiyle birlikte daha da korkutucu bir hal almaya başlıyor ve RS kolay bir otomobil olmadığını gösteriyor.

Herşeye rağmen şunu da söylemek gerek, geliştirilmesi 6 yıl süren ve ilk önce Focus WRC’de denenen bu gelişmiş sistem olmasa, RS kullanılamaz olarak tanımlanabilir. Bunu Quaife kilitli diferansiyelle birleştiren Team RS muazzam bir mekanik ön tutuş (çekiş değil) yakalamış, buna birazdan değineceğim.

Otoyolda ilerlerken üçüncü viteste bir ara hızlanma deniyorum. 90 km/s ile giderken gazı dipliyorum, lastikler boşa dönüyor bir an için, ardından 120, 130, 145 km/s nasıl geride kalıyor anlamıyorum bile. Dörde atıyorum yüksek bir çuffff sesi, 160, 170, 190 ve çuffff, beşe geçiyorum, 210 km/s’de ayağımı çekiyorum.

Hayatımda hiçbir otomobil böylesine güçlü bir üç ve dördüncü vites görmemiştim. Ne BMW 335i’de, ne Porsche Cayman S’de (belki M3 ya da C63 AMG de olabilir, kabul) böylesine vahşi, soluksuz, bitmek bilmeyen bir hızlanma yoktu. Keşke biraz daha yüksek şekilde o 5 silindir sesini duysaydık kabinde.

İkinci gün sabahın erken saatlerinde yoldayım. Bugün daha farklı yollarda deniyorum RS’i. Biraz daha bozuk zeminler, standart trafik gibi farklı koşullar tercihim. İlk olarak şehir içinde sürüşün sert olduğunu söylemem gerek. Bu sertlik bu kadar güç için normal sayılır ama İstanbul trafiğinde yorduğunu söylemem gerek. Yine de günlük kullanılacak 300 bg gücündeki bir spor otomobil için fazlasıyla ideal diyebilirim, ki Team RS’in de istediği buymuş tam olarak.

Direksiyonun çok iyi olduğunu söylemeliyim, fabrika verilerine göre sadece 2.2 tur dönüyor ve her milimetrik hareketinize otomobil anında tepki veriyor.

Şanzıman da kesin ve net geçişlere sahip olsa da ‘dünyanın en hızlı önden çekişli otomobili’nde böyle bir vites kutusu mu olmalıydı sorusu akıllara gelmiyor değil. Şöyle söyleyeyim, standart bir Civic Type R’ın o bağımlılık yaratan şanzımanı bundan kat kat iyi. Kötü olduğunu söylemiyorum yanlış anlamayın, sadece bu kadar sıradışı olan bir otomobil için fazla sıradan. RS’in akıllarda kalacak özelliklerinden biri şanzımanı değil kesinlikle...

Ama frenlere laf yok: Kaliperlerde 60 mm’lik sadece bir piston kullanılmış olsa da frenaj esnasında 1.2 g kuvveti açığa çıkartıyor ve 100 km/s’de yol alırken sadece 34.8 metrede durmanızı sağlıyor. Bu, böbreklerinizi midenize yapıştıracak kadar kuvvetli emin olabilirsiniz. Tabii Nürburgring gibi zorlayıcı bir pistte gecikmesi ve ısınması nasıl olur onu ne yazık ki bilemeyeceğiz. En büyük rakibi olan ve zamanında Ring’de dünyanın en hızlı önden çekişli modeli olan R26.R’de dört pistonlu Brembo’lar gibi iddialı sistemler kullanıldığını söylemek gerek.

RS’in yol tutuşuysa beklentilerin çok üzerinde. Herşeyden önce ön tarafın yol tutuş anlamında çok stabil olduğunu söylemek gerek. Hiçbir şekilde önden kayma yaşanmıyor, sanki lastikler zamkla asfalta yapıştırılmış gibi, üstelik viraj içinde gaz verdiğinizde de kilitli diferansiyelin ne kadar verimli çalıştığını görebiliyorsunuz. Team RS’in belki de en çok üzerinde durduğu nokta olan gazla ayarlanabilme durumu, otomobilin en keyifli özelliği. Ayağınızı gazdan çekip bir daha verdiğinizde ağırlığın öne doğru geldiğini ve burunu çok net bir şekilde viraj çizgisine oturttuğunu hissediyorsunuz. Bu gibi durumlarda arka taraf da ne kadar stabil olduğunu gösteriyor ve ani yön değişikliklerinde bile kolayca kopup yanınıza gelmiyor. Direksiyon da oldukça tepkili ve milimetrik hareketleriniz otomobilin çizgisini değiştirmek için yeterli oluyor, bu da kontra vermek gibi acil durumlarda kollarınızın değil sadece bileklerinizin çalışması anlamına geliyor. Bu otomobili pistte kullanmayı çok ama çok isterdim, gelişimi esnasında Nürburgring’de 4000 kilometrenin üzerinde yol kat eden bir otomobili pistte kullanmak harika olmalı. Ne yazık ki böyle bir şansımız olmadı...

İkinci gün RS’in içinde tam 16 saat geçirdim ve her türlü yolda, şartta kullandım otomobili. Yağmurlu havalarda üç ve dördüncü viteslerde bile lastikleri boşa döndürebiliyorsunuz, bu yüzden sağ ayağınıza hakim olmalı, oldukça yumuşak kullanmalısınız. Evet, Team RS günlük kullanılabilecek ultra hızlı bir önden çekişli yapmayı başarmış ama yorucu olduğunu söylemek gerek. Motor sesi çok değil ama hem lastik, hem de rüzgâr gürültüsü fazlasıyla kabine sızıyor ve bu da bir yerden sonra yorucu hale gelmeye başlıyor, ya da bana 16 saatten sonra öyle geldi bilemiyorum. Gecenin ilerleyen saatlerinde koltuğundan indiğimde pantalonumun arkasında Recaro yazıyordu inanın! Ve başım dönmeye başlamıştı artık.

Dünyanın en hızlı önden çekişlisini teslim ederken yol bilgisayarına bakıyorum: İki buçuk günde toplam 765 km yol yapmışız, ortalama tüketimimizse 14 litre/100 km civarında, bu kulağa fazla gibi gelse de kullandığım süre içinde rahat durduğum zamanın çok kısa olduğunu ve ortaya atılan performansın ne denli üst düzey olduğunu düşündüğümüzde çok değil...

Yazıyı değerlendir

Yorumlar



Facebook